Cumartesi, 15 Nisan 2023 12:00

“Amerikan Piyadeliği” Yaftası Üzerine

Sunuş

Cemal Bozkurt, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde yatan bir devrimci tutsak. Bozkurt, yazarımız Metin Kayaoğlu’nun 2017 ortalarında yayınlanan (TvP, Yaz 2017, Sayı: 74) “’Amerikan Piyadeliği’ Meselesi ve Batı Uygarlığının Sivil Piyadeliği başlıklı yazısını eleştiren bir mektup gönderdi. 1 Aralık 2022’de kaleme alınmış mektup elimize ancak ulaştı. Tutsak devrimci, “Neden bu kadar yıl sonra?” sorusunu da aşağıda yanıtlıyor. Kişisel birkaç ifadesini çıkardığımız mektup-yazıyı ilgiye sunuyoruz. Başlığı biz koyduk.

İyi olmanız dileğiyle selamlarımı yolluyorum. Bizler de fena değiliz. Nasıl denir; parçalı bulutlu haller… Hapislik hallerinin dışında da keyif kaçıran etkenler az değil. Bazen “dostun bir tek gülü yaralar beni” misali karşımıza çıkabiliyor bunlar kimi vesilelerle.

Lafı dolandırmak da karnımızdan konuşmak da devrimciliğin tarzı değil; doğrudan konuya girmek en iyisi.

Şu “Amerikan piyadeliği” yaftasını konuşmak için uğradım. “Beş yıl geçtikten sonra mı?” diye sorulabilir. “Şans eseri” diyeyim. Eleştiriden dolaylı şekilde haberdar olmuştum. Fakat “Yok ya; öyle bir anlamda kullanmamışlardır” güveniyle fazla üzerinde durmamıştım. Dergiyi de edinme imkânlarımızın olmadığı zamanlardı. Şimdi hücre değişimi sayesinde yanına geldiğim dostlardan edinip okudum yazıyı. (Burada […] davasından [iki arkadaşla] kalıyorum. Çok selam söylüyorlar. Bol bol çekiştiriyoruz sizi.)

Yazıyı okurken hayal kırıklığı, teessüf, kızgınlık vb. duygular yer değiştirip durdu. Sadece o “yaftalama” nedeniyle değil tabii. Yazıda alıntılanan, yoldaşlarımızın Rojava’daki konumlanışlarına ilişkin yanlış ve yetersiz açıklamalarını da buna dahil ediyorum.

Yazıyı okudukça içimden mırıldandıklarımı, sağını-solunu çok da ölçüp biçmeden paylaşmak istiyorum.

Birincisi; devrimciler söz konusu olduğunda eleştirel sıfatların hoyratça kullanılmaması gerektiğine inanmışımdır. Bir laf edilecekse on defa düşünülmelidir. Doğrusu, şimdilerde tekrar moda olan, yeniden revaçta olan kaçkın, liberal fikirler söz konusu olduğunda, bu hassasiyetin o kadar da gerekli olmadığını düşünürüm. TvP’nin pratik devrimciliğe elinden geldiğince sahip çıktığını inkâr etmiyorum. Sizi bir de bu duruşunuz dolayısıyla önemsiyor ve yoldaşlara hep öneriyoruz.

Ancak “Amerikan piyadeliği” yazısında bir çeşit kısa devre olmuş gibime geliyor. O hassasiyeti yeterince gözetmemişsiniz.

İkincisi, yani konunun esası, yazının başlangıcında yer alan bir ifadede düğümleniyor: “Basit olgusal fotoğraf bile bu suçlamaya (Amerikan piyadeliği) haklılık kazandırır mahiyettedir” deyişi bence yöntemsel bir sorun içeriyor. Marx’ın “görüngüler, olay ve olguların anlaşılmasına yetseydi bilime gerek kalmazdı” belirlemesinin her daim izlenmesi gerektiğini biz sizden öğrenmiştik. Konumuz özgülünde bunu tatbik etmeyerek, devrimcilerin oradaki varlığını ortaya koyarken “basit olgusal fotoğraf” ile yetinmişsiniz.

Basit olgusal fotoğrafların yanlış anlatıma olanak verdiğini unutmamanız gerekirdi. Bunu unuttuğunuzda Lenin Alman ajanı olur, Brest-Litovsk antlaşması nedeniyle vatan haini ilan edilir… Stalin, Hitler ile 1939’da tokalaşarak Nazi işgallerinin önünü açmış; İran’da Kürtleri, İspanya’da devrimcileri satmış; koltuğunu korumak gibi bencil hırslarla Troçki’yi, Buharin’i, Kamenev’i tasfiye etmiş bir psikopat olur… Bu yaklaşıma göre, günümüz Kürtleri Amerikan uşağıdır, vs. vs….

Yöntem ile sorunsalı yanlış bir şekilde ortaya koymakla ilgili bir hata var burada. O problemli fotoğrafı çekmek için yanlış bir açıda durmanız gerekir; bakışınızı tarif ettiğiniz konum tartışılır hale gelir. Ben bu yöntem hatasını “tarih bilimi” düzleminde bir konuyu tartışırken ‒mesela‒ “Marx, Weitling ile arasını iyi tutsaydı Marksizmin kaderi değişirdi” türünden bir spekülasyona kayan yöntem hatasına benzetiyorum. Tarih biliminde böylesi spekülasyonlara yer yoktur. “Basit olgusal fotoğraf” da, sorunsalın bu şekilde ortaya konulamayacağı gerçeği nedeniyle geçersiz, yanlış bir işlemdir.

Peki, neden ABD piyadeliği? O bölgenin, özgülünde stratejik konumu ve kazanımı dolayısıyla asıl öznesi “hevaller”dir. ABD’nin varlığı ve kazanımı ise bu denli stratejik değil, taktiktir (güçlü bir taktik…). Ve ABD’nin bu taktiği yüzde yüz Kürt Özgürlük Hareketinin etkin varlığıyla geçerli olabilmektedir; ABD, KÖH sayesinde oradadır. Abartılı gelebilir, fakat fotoğrafı başka bir açıdan çekerseniz, pekâlâ KÖH’ün ABD hava gücünü kullandığını, onu kendisine mecbur bıraktığını da söyleyebilirsiniz.

Oysa siz öyle bir açıdan fotoğraf yansıtıyorsunuz ki, alanın yegâne öznesi ABD, geriye kalanlar ise onun kullanımına açık kuklalar oluyor!

Türkiye devrimci hareketi (TDH) neden oralarda? Yüksek sesle dile getirilmemiş olsa bile bunun nedenini biliyorsunuz. KÖH ile dayanışmak, TDH’nin birlikte hareket edişinin olanaklarını genişletmek kadar operasyonel kabiliyetini geliştirme çabasının da oradaki konumlanışla ilgisi var.

Tüm bu ve daha fazlası dolayısıyla “piyade” yaftalamasına evvela sizin karşı çıkmanız daha “normal” bir davranış olurdu.

Hani TDH “piyade” eleştirisine maruz kalacaksa bile, en fazla, “hevallerin piyadesi” olmakla eleştirilebilirdi. Çünkü asıl özne onlardır orada; ABD hevallerin taktik müttefikidir ve TDH, hevallerin özne oldukları gerçeği dolayısıyla orada konumlanmıştır.

Yazıda, bu konu özgülünde bir çifte standardın izi de var. Cihatçıların emperyalist devletlerle ve Siyonist İsrail’le iş tutması, örneğin silah, cephane, lojistik vb. ihtiyaçlarını onlardan temin etmesi sorun edilmiyor, mübah sayılıyor. Ancak TDH hevaller dolayısıyla durumdan faydalanmak istediğinde “piyade” olmakla yaftalanıyor. Bu bana hiç adil gelmiyor.

Elbette ben de cihatçıların emperyalist devletlerin kuklası olduğu vb. kaba değerlendirmelere katılmıyorum. ÖSO, TC’nin kuklasıdır. Bu ayrı konu, ama cihatçıları aynı çerçevede ele almak yanlıştır.

Keza, arkadaşlarımızın oradaki konumlanışlarını ve KÖH’ün toplam pratiğini anti-emperyalizm düzleminden izah etmeye çalışması yanlıştır; modernizmin argümanlarına sığınmaları yanlıştır. Bu çerçevedeki eleştiri ve değerlendirmelere katılırım; başkalarına bu eleştirileri dikkate almalarını da söylerim. Fakat şu “piyadelik” lafı yok mu, çok fazla zorlama ve rahatsız edici; sizin katkınız ise ayrıca “incitici”.

Öte yandan, mesela arkadaşların yerinde olsam, “Hevallerin ilerici kazanımlarının TDH için bir avantaj teşkil etmesi, dayanışma gereği ve devrimin birtakım olanaklar sunması nedeniyle buralarda bulunmayı önemsiyoruz” demekle yetinip noktayı koyardım. Varsın kim ne diyorsa desin, umurumda bile olmazdı. ABD’nin oradaki varlığının rahatsız ediciliğinden kurtulmak için öyle zorlama açıklamalara bile tenezzül etmez; “Bu hususta bir çelişki varsa, o da ABD’nin çelişkisidir” derdim.

Yazıda eleştirilen modernist açıklamalar “Emperyalizme düşman olduğumuzu illa ki belli etmeliyiz” takıntısından kaynaklanıyor. Leninist tarzda bir Makyavelizmi anlayamamış, siyaseti halen steril önkabullerle yürütülebilen bir faaliyet alanı zanneden solculuk türünün yansımaları bunlar. Fakat aşacağız hepsini, inşallah; ya da mücadele bizi aşacak ve sorunsal, onu dert edinenlerin politik yok oluşuyla doğal olarak ortadan kalkacak. Ben birinci olasılığın gerçekleşeceğine ve bunda sizin de büyük payınızın olacağına inananlardanım.

Eleştirmek hakkınızdır. Nedenini öyle uzunca izah etmenize bile gerek yok bence. Bu işi de iyi yapıyorsunuz. Lakin şu “piyadelik” yakıştırmasını “aşırı” bulduğumu ifade ediyor ve buna ilişkin bir düzeltme yapmanız gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyorum.

*

TvP Kolektifine, devrimden ve devrimcilerden yana olan herkese içten selamlar…

Okunma 1141 kez Son değişiklik Cumartesi, 15 Nisan 2023 12:10