Salı, 22 Mart 2022 13:39

Konjonktür Düşüncesi ve Devrimci Siyaset

Yazan

Remzi Korkmaz

Karşılaşma materyalizmi, Althusser’in deyimiyle bir yeraltı akımı olan bu akım, tartışmalı bir felsefi pozisyona tekabül eder. Yazı boyunca karşılaşma materyalizminin, tarihsel materyalizmin bir biçimi olduğu varsayımını kabul edeceğiz. Bir diğer ön varsayımımız ise Althusser’in Marksizmin bilim statüsünü hiçbir zaman reddetmediği ve karşılaşma materyalizmi savlarının da bunu zayıflatacak bir konuma sürüklemediğidir. Ancak elbette son derece tartışmalı olan bu konu, Teori ve Politika’nın 80-81’inci sayısında ve elbette birçok mecrada tartışıldı ve tartışılmayı sürdürüyor. Bizi yazı boyunca bu felsefi tartışmadan azade kılacak olan bu ön kabuller, elbette tartışmanın kendisi için tekrar göz önüne alınmayı gerektirecek ön kabullerdir. Ancak bir siyaset teorisinin ve bir konjonktür düşüncesinin temel kavramlarının bu tartışmadan çekilmesi, uzun vadede kavramlar üzerinde verilecek bir mücadele zemini olarak da düşünülebilir. Bu varsayımlar ışığında karşılaşma materyalizminin bir siyaset teorisini geliştirebilecek ve güçlendirebilecek kavramsal sete sahip olduğunu öne süreceğiz. Yazı boyunca zaman zaman Kürdistan Özgürlük Hareketine (KÖH) referansla bu teorik girişimi açıklamaya çalışacağız.

Althusser’in, Makyavel’de olduğunu öne sürdüğü konjonktür düşüncesi, siyaset yapış biçimi için de belirleyici önemde bir kavramdır. Dolayısıyla konjonktür ve ona eşlik eden olumsallık, boşluk, ereksellik karşıtlığı gibi temel kavramlar üzerine bina edilecek bir siyaset teorisinin olanağı bu yaklaşımın içinde mevcuttur. Yazı boyunca bunun için bir ön girişimde bulunacağız. Belirli bir siyaset yapış biçiminin tartışılmasına mütevazı bir katkı sunabilirse, yazı amacına ulaşmış olacaktır. Bu tartışmanın önemi, siyaseti algılayış biçiminde yaşanan sıkışmaya işaret etmesi ve yeni bir konjonktüre doğru ilerlenirken belirli hamle şanslarının ortaya çıkabileceği ihtimalidir. Ancak bu yazı da böylesi bir dönüşümün hemen gerçekleşmesi de siyaset alanındaki dönüşümü doğrudan etkileyecek kudrete sahip olmaktan çok uzaktır. Yine de belirli bir siyaset teorisi tartışması içerisine fırlatılmış olması bakımından Althusser ve bağlam düşüncesi tartışılmayı hak etmektedir.

Konjonktür Düşüncesi ve Politik Pratik

Politik pratik, Poulantzas’ın açıkladığı gibi, şimdiki anı dönüştürme eylemidir. Buna göre politik pratik, ancak bir konjonktürde, konjonktürü oluşturan ilişkileri dönüştürmek yoluyla mümkündür. Politik pratik bu anlamda ancak, bir toplumsal formasyonun içinde bulunduğu konjonktürü oluşturan ilişkilere etki ettiği oranda dönüşümü sağlayabilen bir eylem olarak ortaya konulmaktadır [1] . Yani bir politik pratikten bahsetmek, her koşulda onu önceleyen bir konjonktürden, bağlamdan söz etmektir. Zira her pratik gibi politik pratik de nesnesi üzerinde bir dönüştürme işlemi uygulamaktadır.

Politik pratiğin hayata geçeceği bu konjonktür, pratiğin kendisi açısından da mühimdir. Zira Althusser’in Makyavel yorumunda esası belirleyen şeylerden birisi, Makyavel’in konjonktür içerisinde düşünmesi ve bunun ayırdında olmasıdır. Bu sayede konjonktürün tekilliği içinde düşünmeyi başarmıştır. Konjonktür içinde düşünmek “önce tüm belirlenimleri, var olan tüm somut koşulları hesaba katmak, bunların dökümünü yapmak, bazılarını hesaptan düşmek ve tümünü birbiriyle karşılaştırmak” [2] anlamına gelir. Yani konjonktür içinde düşünmek, bağlamın yol açtığı duruma boyun eğmek demektir. Dolayısıyla bu kapsamlı bir konjonktür okuması, konjonktürde bir başlangıç yapmanın mümkünlüğünün araştırılması anlamına gelir. Zira bu haliyle bir politik pratik oluşturmaktadır. Çünkü konjonktür, sadece sorunların dökümü değil, sorunu ortaya koyan ve tarihsel bir çözümün mümkünlüğünü ortaya çıkaran çelişkili bir sistemdir. Prens konjonktürde başlangıçlar yapan bir özne olacaktır. Dolayısıyla bu başlangıç, bağlamda mümkün olan bu başlangıç, hiçlikten başlayan bu başlangıç, politik pratiğin teorik-metinsel ifadesini oluşturur. Ortada bir hiçlik yoktur ama bu teorik olarak oluşturulur. Politik özne, Prens olmak için hareket edecekse, ‒ki Prens’ten partiyi, devrimci özneyi anlıyorsak‒ bu teorik boşluğa yerleşmeli ve virtusünü fortunayla doğru bir biçimde birleştirmeyi bilmelidir. Elbette birçok şeyin yanı sıra…

Dolayısıyla konjonktürün bir dökümünü yapmak ve konjonktür içerisinde düşünmek, devrimci politik öznenin kendisini yerleştireceği boşluğu anlamasıyla mümkündür. Bu da politik pratikte yer tutan önemli bir adımla olabilir. Bunun en açık örneğini PKK pratiğinde görebiliriz. Zira Önderlik, sürekli bir biçimde konjonktür içinde düşünerek, başladığı bir boşluğu belirli karşılaşmaları tutturmayı becererek, virtusünü fortunayla doğru bir biçimde birleştirerek, temsil olunanla temsilci arasındaki ilişkideki mesafeyi doğru ayarlayarak ilerlemeyi becerebilmiştir. Ülkenin tek ciddi devrimci politik yapısının Önderliği ve politika yapış tarzıyla Makyavel’in Borgia’sı arasındaki paralellikleri Althusser ışığında okumanın bu anlamda önemli derecede öğretici olacağı muhakkaktır.

Buraya bir parantez açarak bu okumanın ön patikalarına işaret etmek yerinde olacaktır. Öncelikle Türkiye devrimci hareketinin hâkim okuması içerisinde PKK, ya da Apocular grubu, ‘84 atılımına kadar ciddiye alınmayan, göreli olarak küçük bir yapıyı temsil etmektedir. Hâkim ve yanlış anlayış Amed Zindanları’nda gerçekleşmiş yoğun şiddet pratiğine verilen bir tepki olarak PKK’yi okumaktır. Diğer taraftan Kürdistanî hareketler içerisinde PKK köksüz bir yapıdır. Zira PKK Kürt siyasetinden doğmamış, kurucu kadroları bakımından da Kürt siyasetiyle ilişkisi olmamış tarihsiz bir yapıdır [3] . Dolayısıyla her iki açıdan da köksüz, tarihsiz ve gayrı ciddi bir yapı olan PKK hiçlikten başlamıştır. Ancak İlker Başbuğ’un da anlam veremeden hayretle söylediği gibi “PKK şanslı bir örgüt. (…) Çünkü konjonktürel şartlar hep lehine gerçekleşen ve istifade edebilen bir örgüt” [4] . Başbuğ’un anlam veremediği nokta bu politika pratiğinin bağlam içerisinde düşünerek konjonktürün şans unsurunu gözetmesi, olumsallıklar içerisinde bir siyaset okumasını geliştirmesidir. Zira olumsallık içinde düşünmek, siyaseti bir zorunluluklar okuması olmaktan kurtarmak anlamına gelmektedir. Belirli zorunlulukların belirlediği ve belirlenim ilişkisinin mutlak olduğu bir siyaset okuması politik olmaktan çok uzaktır. Zira “tarih, tamamlanmış olgunun, tamamlanacak ama gizi çözülemeyen başka bir olgu tarafından aralıksız azledilmesidir, üstelik azlin nerede ve nasıl gerçekleşeceği de asla önceden bilinmemektedir” [5] . Ancak basit bir bilinemezcilik felsefesi içerisinden değil, olumsallık içinden düşünmeye işaret eden bir bakış açısıdır bu. Zira konjonktür, onu bir araya getiren karşılaşmaların ortaya çıkması ve tutunmasıyla mümkündür. Ancak bu tutunma, mukadder bir tutunma da değildir. Tekrar üretilmesi gerekir. Var olduğu gibi olmayabilirdi de. Ancak bir kere tutunduğunda ortaya çıkmış olan eğilimsel yasaların hükümranlığı sürmektedir. Bu hükümranlık, başka bir karşılaşmanın gerçekleşmesi yoluyla azledilecektir. Dolayısıyla bir bilinmezlik değil olumsallık okumasına işaret etmektedir. Siyaset açısından, bağlamın ve bağlamın ortaya çıkarttığı olumsallıkların okunması anlamına gelen bu okuma, siyaseti bir çeşit monolitik zorunluluklar ve sonuçlar bağlamından kurtararak politik pratiği teorik olarak mümkün hale getirmektedir.

Son olarak, konjonktür içerisinde politik pratiği mümkün kılan şey, düşünsel bir boşluktur. Bu boşluk, politik öznenin gelip doldurması için boş olan bir alandır. Bu alan, istikrarsız bir alan olarak özne tarafından sürekli bir biçimde işgal edilmesi gereken üslenme yerini/yerlerini tarif etmektedir. Dolayısıyla politik pratik, elbette bir bağlam içerisinde, bağlamın oluşturduğu boşluk içerisinde özneyle mümkün kılınan bir pratiktir. Ancak bu özne, kelimenin esnek ve sündürülmüş anlamını bertaraf etmek adına, sürekli ve tamamlanmış bir kendilik değil, sürecin içindeki etmenlerle harekete geçen ve harekete geçiren bir varlıktır. Dolayısıyla kararsız bir varlıktır.

Politik pratiği mümkün kılan bu bağlam, devrimciler açısından sürekli bir konjonktür okumasının gerekliliğini, olumsallığın politika okumasına içkin bir biçimde düşünülmesini ve bağlamı elden geçirirken boşluğu, yani devrimci politik öznenin yerleşmesi gereken yeri elden geçirmesini gerektirir. Politik pratiğin bağlamla bu şekilde bütünleşmiş olması, bize bağlam düşüncesi içinde düşünmenin, politik pratiği geliştirecek bir yol olduğunu göstermektedir. Zira bu, bir felsefi konum olan karşılaşma materyalizmini, bir siyaset teorisinin temel düzeneklerini ortaya koyan kavramsal setleri bakımından okumayı da mümkün kılmaktadır.

Olumsallık, Erekselliğin Reddi ve Devrimci Siyaset

Zorunluluğun yerine geçirilen olumsallık, şeylerin mevcudiyetine ilişkin bir tartışmaya verilmiş bir yanıttır. Bir siyaset teorisi açısından düşünüldüğünde şeylerin mevcudiyeti yalnızca konjonktür içinde mümkünse, zorunluluk yerine geçirilen olumsallık da konjonktürün varlığının istikrarsızlığını damgalamak açısından gereklidir. Zira konjonktür ve unsurları var olduğu gibi olmayabilirdi de. Bu sayede olumsallık, konjonktürü ve yeni konjonktürü düşünürken olasılıkların düşünülmesini mümkün kılacaktır. Dolayısıyla koşulları ve sonuçları önceden belirlenmiş pasif bir siyaset okumasının yerine konjonktürün içinde düşünmekle devrimci siyasetin kendini var edebileceği ve hareketini sürdürebileceği konumların keşfedilmesi olarak siyaset okuması geçmektedir. Bu sayede güç ilişkilerine ve kurulan kararsız dengelere yapılan gönderme politik pratiğin zeminini teşkil etmektedir.

Tamamlanmış olgunun zorunluluğundan değil tamamlanmamış olgunun zorunsuzluğundan düşünme [6] perspektifi olarak siyasalın olumsal okunması konjonktür düşüncesi içerisinde belirleyici bir yer tutmaktadır. Zira bu okuma, şimdiki anı oluşturan konjonktür içinde mümkün olanın sınırında düşünmeyi mümkün kılan okumadır. Dolayısıyla tamamlanacak olgunun zorunsuzluğu, onu meydana getirebilecek karşılaşmaların okunması sayesinde politik hedefin gerçekleşmesi için çatışmalı güç ilişkilerinin [7] içinde doğru bir biçimde konumlanılmasını mümkün kılacak bir okuma biçimine tekabül eder. Ancak açıkça öne sürülen şey, gerçekleşecek olan şeyin rastlantısallığıdır. Burada tabii ki bir parantez açarak, Althusser’in saf bir rastlantı düşüncesi içinde olmadığını da belirtmek gerekir. Burada gerçekleşen karşılaşma, kendisinden önceki karşılaşmaların mümkün kıldığı olumsallık içerisinde gerçekleşmiş ve tutmuş karşılaşmadır. Dolayısıyla karşılaşmadan öncesinin yokluğu savı, Epikür çerçevesinde öne sürülen bu sav, ebed müddet bir sonsuz olanak demetini değil, Epikür’ün ilk neden sorusunu iptal ettiği karşılaşma materyalizmi savını gösterir. Ancak olumsallık, karşılaşmaların doğurduğu eğilimsel yasalar içerisinde mutlak bir zorunluluk çerçevesinden değil, tamamlanacak olan olgunun zorunsuzluğu çerçevesinden düşünmeyi gerekli kıldığından, eğilimsel yasaların erekselliğini ve mutlak zorunlulukla ortaya çıkacak olgu fikrini reddetmeyi mümkün kılmaktadır.

Bir süreç materyalizmi olan karşılaşma materyalizmi, olumsallıkların içinde ve politik pratik için sınırda düşünmeyi gerekli kılmaktadır. Özneye açtığı alan ise karşılaşmanın ve sürecin özneye önceliği fikriyle belirlenmiştir. Dolayısıyla öznenin konjonktür içinde özgürlük idealizminin bir unsuru olarak kurulmasının önü kesilmektedir. Ancak konjonktürü gelecek bir ereğe gebe zorunlu koşul olarak düşünmeyi reddetmesi sayesinde olumsallığı düşünmeyi de mümkün kılmaktadır. Çünkü konjonktürü, kendisinden sonra gelmesi gereken aşamanın bir ara uğrağı olarak gören mutlak zorunluluk düşüncesinin apolitizmini reddederek, konjonktürün içinde mümkünün sınırlarında ve faillik imkanlarını ortaya çıkartmak için boşluğu düşünerek apolitizme karşı bir sınır çekmektedir. Sürekli bir biçimde bir kendilik olarak sınıfın zorunlu politik edimleri ve bunların bilinçle birleşmesi olarak düşünülen işçici siyasetsizliğin yerini, politik sınıf mücadelesinin ve konjonktürün okunması ve olumsallıklar içerisinde devrimci imkanların araştırılması olarak düşünmeyi mümkün kılacak bir teorik temele işaret etmektedir bu durum.

Erekselliğin reddi ise, politikayı bir amaca akan eylemlerin içinde konumlanmak olarak okumanın reddedilmesi anlamında önem kazanmaktadır. Zira politika, sonucu önceden belirlenmiş bir oyunun aktörlerini inşa etmek olarak düşünülemez. İdealist anlayışın bir tezahürü olan bu siyaset kavrayışı, sonuçların önceden belirlenmiş olduğu bir düzlemde, sadece buraya gidecek yolu kolaylaştıracak ya da bu yolu açarak sonuca erişilmesini sağlayacak bir anlayışın ürünüdür. Zira buna göre bazı çelişkiler başkaca temel çelişkilerin görülmesini engellemektedir. Örneğin Kürdistan’da süren devrimci savaş ‒ya da daha yaygın ifadesiyle Kürt sorunu‒, Türk ve Kürt emekçilerin esas mesele olan emek-sermaye çelişkisini görmesini engelleyen bir gölge çelişkidir. Bu anlayışa göre bu gölge çelişkinin öyle ya da böyle çözümüyle geri planda kalmış olan esas çelişki hükümranlığını kuracak ve işçi emekçilerin doğru bilinci kazanmasıyla tarih varması gereken noktaya doğru akacaktır. Yani, gölgeler arkasında kalmış olan gerçek çelişkinin belirmesi ve başkaca çelişkilerin yanıltıcı varlığının ortadan kalkması sayesinde tarihin akışının önündeki engellerin silinmesi kolaylaşacaktır. Aktörleri ve senaryosu önceden belli bu oyunu oynamak için belirli karakterlerin varlığı da yeterli olacaktır. Ancak, ne sisler arkasında kalmış ve bilincine varıldığında tarihin amacına doğru akışını kolaylaştıracak bir gerçek tek çelişki vardır ne de önceden belirlenmiş bir amacın mutlak hükümranlığı. Çelişkilerin çoğulluğu ve karmaşıklığı, onların aynı zamanda indirgenemezliğinin de bir sonucudur. Dolayısıyla bir toplumsal formasyonda mevcut olan çelişkiler, hem yapıların özgül çelişkileri hem de eklemlenmelerle ortaya çıkmış çelişkilerdir. Kürdistan’da süren devrimci savaş, başkaca çelişkilerin bir türevi değildir. Çelişkiler indirgenebilir ya da basitleştirilebilir matematik denklemleri değil, bir toplumsal formasyonda mevcut ve karmaşık bütünselliği oluşturan öğelerdir. Bu noktada elbette üstbelirlenim fikrinin terkedilmemesi Marksizm açısından hayati olacaktır; ancak bu tartışma gündemimiz dışında.

Dolayısıyla erek sorusunun ve aynı anlama gelmek üzere köken sorusunun reddi, bir siyaset teorisinin koşullar ve konjonktür içinde düşünmesini mümkün kılan önemli dayanaklardan birisidir. Siyaset teorisi için önemi, önceden belirli bir senaryonun hayata geçmesi için gerekli ve tanımlı aktörleri ortaya çıkartmak ve onların belirli hareketleri sayesinde bu sonucu gerçekleştirmek olarak düşünülen klasik anlayıştan koparak konjonktürü ve konjonktür içinde düşünmeyi önceleyerek, kendisini var edeceği boşluğu öne çıkaran ve yeni konjonktürün mümkün sınırlarını düşünen bir devrimci siyasetin ön koşulunu sağlamasıdır.

Boşluktan Başlamak

Yukarıda kısaca değindiğimiz ancak teori açısından belirleyici konumda duran bir konu da boşluktan başlamaktır. Öyleyse nedir bu boşluk? Teorik olarak yaratılan boşluk, “politik görevi yerine getirebilecek güçleri oluşturmak ve bir araya toplamak için boş”tur [8] . Dolayısıyla Makyavel’de belirleyici olan şey, konjonktürün tekilliği içinde, somut politik sorunla ilişkisi içinde bir okuma geliştirmesidir. Yani Makyavel’i pozitivist anlamda siyaset biliminin kurucusu ve yasa koyucusu olarak düşünmek, kısır bir düşünce biçimi doğurur [9] . Zira boşluktan başlamak için bunun teorisini geliştirmek daima konjonktürün içinde kalmak ve onunla mümkün politik pratiğe yerleşmek demektir. Dolayısıyla belirli yasalarla evrensel sonuçlar üretmeyi deneyen pozitivist siyaset biliminin yerine, konjonktürün tekilliği içinde politik pratiğe bağlı bir okuma geliştirmek gerekir boşluktan başlayabilmek için. Dolayısıyla boşluk, pratiğe geçecek failin düşünsel olarak yerleşeceği bir alandır.

Boşluğu ortaya koyan şey, devrimci siyasetin bir pratiği olarak devrimci teoridir. Böylelikle doldurulması gereken boşluğun teorik mevcudiyetinin pratikle ilişkisi sorunu gündeme gelir. Ki bu haliyle bir konjonktür ve boşluk okuması, güçler dengesinin de elden geçirilmesini gerekir. Örneğin Türkiye’nin konjonktürünün detaylı bir okuması yerleşilecek boşluğun önceden dolu olup olmadığı çevresinde şekillenmektedir. Bunun güzel bir örneğini “Yerli Bir Devrimci İdeoloji Oluşturmak İçin” metninde görmek mümkün. Bir savunma olan bu metinde bir konjonktür analiziyle vurgulanan nokta “Tarihin bu momentinde tüm devrimcilerin kaderi ile Abdullah Öcalan’ın kaderi birleşmiş ve kesişmiştir. İmralı Adasındaki bir hücrede yoğunlaşan ve odaklaşan çarpışma Abdullah Öcalan ile TC Devleti arasındaki bir çarpışma değil, tüm devrimciler ile karşı devrimciler arasında cereyan eden bir çarpışmadır” [10] . Konjonktürün analizi yapıldıktan ve çarpışmanın ana doğrultusu belirlendikten sonra, verili konjonktürde devrimci siyasetin pratik konumuna da işaret edilmiştir. Elbette söylenenlerin bugünden tartışılması maksadını taşımıyor bu örnek. Böyle bir tartışma gündemimiz dışı şimdilik ancak söylendiği dönemi damgalayan bu konjonktür okuması, boşluktan başlamanın, yani konumlanılacak bir teorik boşluğun mevcudiyeti üzerine geliştirilmiş bir pratik stratejinin örneğini oluşturmaktadır.

Böylelikle Prens, gerçekleştirilmesi gereken bir stratejinin bedenlenmesidir. Prens’in Prens olacağı önceden bilinemez, O Prens olması için gereken stratejiyi uygulayarak mevcut hale gelebilir. Bu sebeple Prens boşluktan başlar, başlaması ve konumlanması gereken yer boş olmalıdır çünkü [11] . Dolayısıyla bir politik stratejinin, failin gelip yerleşmesi için gereken boşluğuyla mevcut halini önümüze sermektedir. Ancak elbette somut olarak böyle bir boşluk yoktur, kimse devrimci siyaset için belirli bir alan bırakarak politika yapmaz. Ancak devrimci siyasetin konumlanacağı alanı tespiti ve yerleşmek için mücadele edeceği zemini göstermesi açısından gereklidir bu boşluk.

Sonuç olarak konjonktür içinde düşünmek, daima bir boşluğu mevcut kılan teorik bir çabayı gerektirir. Perspektifin kurulması için mevcut olması gereken bu boşluğun, politik görevin tespiti ve hareket tarzının ortaya çıkartılması açısından önemini vurgulamak gereklidir. Çünkü devrimci teori olmadan, devrimci pratik de olmaz.

Sonuç Yerine

Althusser’in Makyavel okuması birçok tartışma açısından verimli bir alana işaret etmektedir. Karşılaşma materyalizminin kavramsal setinin bize sunduğu bir siyaset teorisinin imkanını görmeyi denedik. Zira ontolojiye ilişkin tartışmanın yazının dışında olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Belirli bir konumu veri kabul ederek bu tartışmaya kapı açmayı deniyoruz ancak elbette felsefe açısından bu tartışmanın çok daha zengin sonuçları olacaktır. Siyaset teorisi açısından ise konjonktür içinde düşünmek, olumsallık, erekselliğin reddi ve boşluktan başlama kavramlarının devrimci teori açısından açtığı imkanları göstermeye çalıştık. Bu kavramlar elbette birbiriyle sıkı bir biçimde ilintili, dolayısıyla birbirleriyle bağları içerisinde düşünülmeden de harekete geçirilmesi zor kavramlar. Böylesi bir okumanın KÖH özelinde geliştirilmesi ise çok daha verimli bir alana işaret edecektir. Hem konjonktür içinde düşünülmesi hem de çeşitli şekillerde boşluktan başlanması ‒gerçek anlamda başlangıç ve konjonktürlerin değerlendirilmesi anlamında başlangıç‒ verimli bir teorik zemine işaret etmektedir. Buradan önemli dersler çıkarılabilir.

Teorinin bir kendilik olarak değil, politik pratiğin bir unsuru olarak düşünülmesini sağlaması açısından da kritik olan bu düşüncenin yukarıda incelediğimiz alanlar dışında da birçok sonucu elbette mevcuttur. Bu, yüksek teorinin ve entelektüel gevezeliğin yerini devrimci teorinin almasının önemli bir adımına işaret edebilir. Zira solda akademisyen dinleme alışkanlığı yaygınlaşmaktadır. Bu adım, pratiğin teoriye önceliği savını destekleyici bir materyalist siyaset okumasının imkanlarını gözler önüne sermektedir. Ancak elbette bu bambaşka bir tartışmaya kapı açacaktır.

Sonuç olarak konjonktür içinde düşünmek ve Makyavel’in Althusser’i büyüleyişinin devrimci siyasetin mümkünlüğü üzerindeki etkisini gözetmek gereklidir. Böylelikle bir çeşit zorunluluklar ve bu zorunlulukların gerçekleşmesinin önündeki yanlış bilinç ve gölge çelişki sisleri okumasının yerini, konjonktürde mevcut çelişkiler ve konjonktürü üstbelirleyen çelişkilerin okunması ve devrimci siyasetin yerleşeceği ve harekete geçeceği alanların belirlenmesi olarak siyaset okuması alabilir.



[1] Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, s. 43

[2] Althusser, Felsefi ve Siyasi Yazılar Cilt 5, s.34

[3] Joost Jongerden, Ahmet Hamdi Akkaya, PKK Üzerine Yazılar, s. 11

[4] A.g.e.

[5] Althusser, Felsefi ve Siyasi Yazılar Cilt 4, s. 257

[6] A.g.e., s. 256

[7] Serhat Celal Birdal, (2021), “Karşılaşma Materyalizmi: Boşlukta(n) Doğan Radikal Politika”, Alternatif Politika Dergisi, s. 693

[8] Althusser, Felsefi ve Siyasi Yazılar Cilt 5, s. 37

[9] Althusser, Makyavel’in Yalnızlığı ve Başka Metinler, s. 388-389

[11] Althusser, Ne Yapmalı?, s. 78

Okunma 591 kez Son değişiklik Perşembe, 12 Mayıs 2022 01:52